Gerçegi insanlarin ölçüleri ile degil; insanlari gerçegin ölçüsü ile tani...

Gerçegi insanlarin ölçüleri ile degil; insanlari gerçegin ölçüsü ile tani... SELAMUN ALEYKÜM BlOGUMA HOSGELDINIZ

Gerçegi insanlarin ölçüleri ile degil; insanlari gerçegin ölçüsü ile tani...

Ayetler:

''Yaptiklari günahlari insanlardan gizlerler de Allah'tan gizlemezler.''

(Nisa-108)

-----------------------------------------

''Süphesiz bir millet kendilerindeki iyi hali degistirmedikçe Allah da onlara verdigi nimeti degistirmez.''

(Ra'd-11)

-----------------------------------------

''Mü'minlerin kalblerine Allah'in zikriyle Allah korkusundan dolmasi zamani gelmedi mi?...''

(Hadid-16)

-----------------------------------------

''Mal biriktiren ve onu sayip duran ve insanlari sözle ve isaretle ayiplayanin vay haline!''

(Hümeze-1)

-----------------------------------------

"Agizlariyla Allah'in nurunu söndürmek istiyorlar.Oysa kafirler istemese de Allah, kendi nurunu tamamlamaktan baskasini : istemiyor"

(Tevbe suresi-32)

-----------------------------------------

''Inkar edenlerin, bizi yeryüzünde aciz birakacaklarini sanmayasin. Varacaklari yer atestir. Ne kötü dönüstür?''

(Nur-57)

-----------------------------------------

''Hiç süphe yok ki Allah onlarin gizlediklerini de açikladiklarini da bilir.''

(Nahl-23)

-----------------------------------------

Allah’in sana gösterdigi sekilde insanlar arasinda hükmedesin diye sana Kitabi hak ile indirdik;hainlerden taraf olma!

(Nisa-105)

-----------------------------------------

“Topluca Allah’in ipine simsiki sarilin, parcalanmayin!”

(Al-i Imran 103)

-----------------------------------------

''...Ecelleri geldigi zaman onu ne bir an geri birakabilirler, ne de ileri alabilirler.''

(A'raf-34)

-----------------------------------------

''O sizi karanliktan nura çikarmak için üzerinize melekleriyle beraber rahmet edendir.O mü'minleri çok esirgeyicidir.'':

(Ahzab-43)

-----------------------------------------

"Ya Muhammed (S.A.V) Mü'min erkeklere söyle: Gözlerini (harama bakmadan) sakinsinlar ve irzlarini korusunlar."

(Nur suresi,30)

-----------------------------------------

" Hakkinda Bilgin olmadigi seyin ardindan gitme.."

(Isra-36)

-----------------------------------------

" Allah’tan bagislanmani iste. Sübhesiz ki Allah Gafurdur, Rahimdir."

( Nisa – 106)

Hadisi-i Serif:

"Zulümden sakinin! Cünkü zulüm kiyamet gününde karanliktir!"

-----------------------------------------

“Insanlarin en hayirlisi, insanlara faydali olandir!”

-----------------------------------------

“Kim bir kardesini, bir günah sebebi ile ayiplarsa, o günahi islemedikce o kimse ölmez!”

-----------------------------------------

“Rabb’ini zikreden kimse ile Rabb’ini zikretmeyen kimsenin durumu , diri ile ölünün benzeri gibidir!”

-----------------------------------------

„Dünya sevgisi bütün yanilgilarin basidir!“

-----------------------------------------

„Kim bir kardesinin serefini korursa (ona yapilan giybeti reddederse) kiyamet gününde Allah atesi onun yüzünden cevirir.“

-----------------------------------------

''Allah-u Teala, yasindan ötürü bir ihtiyara saygi gösteren gence, yasliliginda hizmet edecek kimseler lutfeder.''

-----------------------------------------

''Büyük zorluklar içinde oldugunuz zaman -Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.- zikr-i cemiline devam ediniz.''

-----------------------------------------

Haksiz oldugunu anlayip mücâdeleden vazgeçen kimseye, Allahü teâlâ Cennetin kenar yerinde bir ev binâ eder.

-----------------------------------------

''Kim benim bir sünnetimi ihya ederse beni seviyor demektir. Kim de beni severse cennette benimle beraber olacak.''

-----------------------------------------

Namaz mü’mini Allah’a yaklastiran bir vasitadir.

-----------------------------------------

''Yemek yeyip veya su içtikten sonra, bunlara hamdeden kulundan Allah razi olur.''


12/10/2007 - BAYRAM

Ramazan Bayraminizi kutluyor hayirlara vesil olmasini diliyorum

Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Baglanti


29/9/2007 - MUTLU EVLİLİĞİN SIRLARI

> >>   Mutlu Evliligin Sirri (Esinizin icindeki kucuk kizi dusunmek ve ona gore davranmak)

> >>   Bülent, avucunu açmış kendisine doğru elini uzatan adama ters ters baktı.
> >>  Elli yaşlarında gösteren adam, görmeye alıştığı hırpani kıyafetli dilencilere benzemiyordu. Üzerindeki giysiler eski fakat temizdi. Eli yüzü temiz ve sağlıklı görünüyordu. "Sapa sağlam adam gidip çalışacağına dileniyor, belki benden daha zengindir" diye düşündü. Zaten canı çok sıkkındı, birde sinirlenmişti.

> >>Alaycı bir ses tonuyla:

> >>- Ekmek parası mı istiyorsun ? diye sordu.

> >>- Hayır çikolata parası lazım!

> >>Bülent'in kızgınlığı şaşkınlığa döndü. Espri yeteneği olan dilencinin hali de başka oluyor diye düşündü.

> >>- Niye siz ekmek bulamayınca çikolata mı yiyorsunuz?

> >>- Hayır. Ekmek bulamadığımız günler genellikle bulgur pilavı yeriz, onu da bulamadıysak aç yatarız.

> >>Bülent adamın ciddi mi konuştuğunu yoksa dalga mı geçtiğini anlayamamıştı.

> >>- Bu gün karnınız doydu üstüne tatlı mı istedi canınız?

> >>- Fakirin canı mı olur ki, tatlı istesin beyim.

> >>- Bu bir kamera şakası mı yoksa sen iş bulamamış stendapçı mısın?

> >>- Hiçbiri değil. Sadece fakirim. Bugün karımın doğum günü, ona çikolata götürmek istiyorum.

> >>- Doğum gününde yaş pasta alınır bildiğim kadarıyla.

> >>- O bizim için değil zenginler için. Otuz yıllık evliliğimiz boyunca ona bir kez bile yaş pasta alamadım. Ama her doğum gününde mutlaka çikolata götürdüm. Çikolatayı çok sever.

> >>Adamın söyledikleri Bülent'in dikkatini çekmişti. O akşam karısıyla kavga etmiş, kapıyı çarpıp kendini sokağa atmıştı. Arabasına da binmemiş sahile kadar yürümüştü. Denizi seyretmek de onu rahatlatmamıştı. Oysa eskiden denizi seyrederken çok rahatlardı. Dalgalar sıkıntısını alıp götürürdü. Fakat karısının evde ağlıyor olduğunu bildiği için olsa gerek, hiçbir şey onu rahatlatmıyordu.

> >>Dilenciyle konuşurken biraz kafası dağılmıştı. "Acaba söyledikleri gerçek mi, yoksa uyduruyor mu" diye düşündü.

> >>- Cebinde bir çikolata alacak para yok mu şimdi?

> >>Bülent'in sorusu üzerine adam ceplerini boşalttı, bir nüfus cüzdanından başka bir şey çıkmadı.

> >>- Ben dilenci değilim. İşim yok. Günlük çalışırım, ne iş bulursam yaparım. Fakat bu gün bütün gün iş aradım, aksilik bu ya, hiçbir iş bulamadım.

> >>Bülent oturduğu bankı işaret ederek yer gösterdi.

> >>- Oturun biraz dertleşelim bari, dedi.

> >>Adam çekingen çekingen oturdu yanına.

> >>- Yokmu eşin dostun, borç alacak akraban?

> >>- Fakirin akrabaları da fakir olur beyim. Bulurlarsa kendi karınlarını doyururlar.

> >>- Dilenecek kadar çok mu seviyorsun karını ?

> >>- Hem de çok seviyorum. Otuz yılımı aydınlattı o benim.

> >>- Hımmmm. Aşk hemde otuz yıl süren aşk. Hayret doğrusu! Aşkın ömrü en fazla üç yıl diyorlar oysa. Sen otuz yıldan bahsediyorsun.

> >>- Evet. Geçen yıllar sevgimi azaltmadığı gibi artırdı.

> >>- Söyle o zaman nedir evlilikte mutluluğun sırrı? Söylediklerine bakılırsa sen mutluluğun formülünü bulmuş gibisin.

> >>- Ben ilkokulu bile bitirmedim. Öyle formül falan bilmem.

> >>- Formül dediysem kimya formülü sormuyorum canım. Bende altı yıllık evliyim. Sevdiğim kadınla evlendim, fakat mutlu değilim. Sürekli kavga ediyoruz. Daha iki saat önce kapıyı çarptım çıktım. Evimiz, arabamız, işimiz, gücümüz, her şeyimiz var, ama mutlu değiliz. Senin hiçbir şeyin yok, ama mutlusun. Para mı acaba bizi mutsuz eden?

> >>- Hiçbir şeyim yok mu? Hayır benim her şeyim var. Benim karım her şeyim.
> >>Sevgilim, eşim, arkadaşım, hayat yoldaşım. Hayatımı paylaştığım insandan daha değerli ve daha önemli ne olabilir ki dünyada?
> >>Sizin ev, araba, iş diye her şey dediğiniz şeylerdir aslında hiçbir şey olan.

> >>- Öyle deme, şu kadar varlığın içinde bile karım her şeyden şikayet ediyor.
> >>Bir de fakir olsam kim bilir ne olur?
> >>Altın tasın, kan kusana faydası yoktur beyim. Sen kadın ruhunu hiç anlamamışsın. Hiçbir kadın iyi bir evde oturduğu, hergün çeşit çeşit yiyecekler yediği için mutlu olmaz. Bir kadın, kocasının her şeyi
>olduğunu bildiğinde ancak mutlu olur.

> >>- Sizin mutluluğunuzun sırrı bumu ?

> >>- Olabilir. Ben karıma değerli şeyler alamıyorum ama ona benim için ne kadar değerli olduğunu hissettiriyorum. O da çok mutlu oluyor.

> >>- Bir kadına değerli olduğunu nasıl hissettirilir?

> >>- Küçük kızı severek.
> >>
> >>- Küçük kız mı ? Hangi küçük kız ?

> >>- Yaşı kaç olursa olsun her kadının içinde hiç büyümeyen bir küçük kız vardır. O kızı ne kadar çok sever, ne kadar çok mutu edersen, o kadını da o kadar mutlu edersin.

> >>- Nasıl yani ?

> >>- Küçük kız neleri sever, nelerden hoşlanır bir düşünün. Küçük kızlar hep beğenilmek, ilgi görmek isterler. Güzel olduklarını duymaya bayılırlar. Kendilerine prensesmiş gibi davranılmasını beklerler. Küçük kızlar hep prenses olmayı hayal ederler. Sürprizlerden hoşlanırlar. Biraz  şımartılmak isterler. Sevilmek ve sevildiklerini hep duymak isterler. İltifata doymaz küçük kızlar. Öyle değil mi?

> >> Haklısın. Benim dört yaşımda bir kızım var. Adı Aylin. Her akşam  boynuma sarılır "babacığım beni ne kadar seviyorsun?" diye sorar. Giysisini değiştirdiği zaman etrafımda "Baba güzel olmuş muyum?" diye sorar durur. Güzelsin demem de yetmez ona. " Harikasın prenses gibi olmuşsun" demeliyim. Dünyanın en güzel kızı demeliyim.

> >>- İşte kadınlar bir ömür boyu bunu duymak isterler. Ben elli yaşındaki karıma böyle davranıyorum. Ömrümüz olurda seksen, doksan yıl da yaşarsak ben ona böyle davranmaya devam edeceğim. Ona "bebeğim" diye hitap ediyorum çok hoşuna gidiyor. "Bebeğim bana bir çay yapar mısın?" dediğimde çay yapmak için nasıl koşturduğunu görmelisiniz.

> >>- Hiç kavga etmezmisiniz siz?

> >>- Kavga evliliğin tadı tuzu. Arada biz de tartışırız. Küsüp barışmanın tadı ayrıdır. Benim karım bir keçi kadar inatçıdır. Onunla barışmak için uğraşmak ayrı bir keyif verir bana.  Benim eşim çok ciddi kadındır. Hiç küçük kız havası yok onda.

> >>- Küçük kızlar büyüdükleri zaman artık sevgi, ilgi istemeye utanırlar.
>En ciddi yada en yaşlı kadının bile o küçük kız mutlaka vardır. Yeter ki  sen o tatlı kızı sevindirmeyi, mutlu etmeyi bil. Ve o küçük kızı asla aldatma. Yoksa bir daha sana güvenmez ve ne yaparsan yap hep kuşkuyla bakar. Küçük kızlar hem çabuk mutlu olurlar hemde çabuk kırılırlar. Çok narindir onlar. Hoyrat elleri sevmezler. Yumuşak dokunuşları severler.

> >>- Bu tavsiyeni deneyeceğim. Fakat her zaman yapabilir miyim bilmiyorum.
> >>Bazen işlerim çok yoğun oluyor o zaman eve çok yorgun gidiyorum.
> >> Bu sadece bir bahane. O küçük kızı mutlu etmek dünyanın en kolay işi.
> >>Çoğu zaman birkaç tatlı söz yeterli olur. Sen o küçük kızı mutlu  ettiğinde karşılığını fazlasıyla alırsın. Artık o seni rahat ettirmek için elinden gelen gayreti gösterir. Karısı mutlu olmayan erkek mutlu olamaz. Mutlu olmak isteyen erkek önce hayat arkadaşını mutlu etmelidir.


> >>Düşünsene somurtkan, mutsuz, sürekli söylenen biriyle yolculuğa çıksan  ne kadar mutlu olabilirsin.

> >>- Haklısında bende bütün gün ailem için çalışıp yoruluyorum.

> >>- Yine para, yine dış sebepler. Evet para önemli ve gerekli ama kadınlar para için erkekleri sevmezler. Para geçici mutluluklar verir. Kadınlar hediye almayı severler. Paran varsa hediye al tabi. Ama hediyeyle mutlu olmasını bekleme. Hediyenin yanına sevgini katmazsan hediyenin bir anlamı yoktur. Benim hiçbir zaman çok param olmadı. Günlük kazandım günlük yedik. Bazen aç kaldığımız günler oldu.


> >>Hiçbir zaman karımın kulaklarına altın küpe takamadım ama her zaman aşk sözleri fısıldadım. Hiçbir zaman boynuna pırlanta gerdanlık alamadım ama hep öpücüklerle sevdim boynunu. Hiçbir zaman ona ipek elbiseler giydiremedim ama kendi bedenimle ipek elbise gibi yumuşacık sardım bedenini ve mutlu ettim onu.

> >>Adam ayağa kalktı.

> >>- Bana müsaade, artık gitmeliyim, karım merak eder. Sende git evine küçük kızın gönlünü al, belki o küçük kız şimdi evde ağlayıp duruyordur.


> >>- Bülent de ayağa kalktı. Kuvvetlice elini sıktı.


> >>- Sizi tanıdığıma çok memnun oldum.


> >>Elini bıraktı koluna girdi. Yolun karşısındaki pastaneyi gösterdi.

> >>- Hadi gel eşin için şuradan çikolatalı pasta alalım, dedi.

> >>Pastayı aldılar. Adam hayatında ilk defa karısına yaş pasta götürmenin mutluluğuyla, bin bir teşekkür ederek evginin yolunu tuttu. Bülent de pastanenin yanındaki manavdan karısının en sevdiği meyvelerden aldı.

> >>Evine geldiğinde karısı şişmiş gözlerle mutfak masasında oturmuş su içiyordu. Bülent hiç konuşmadan meyveleri büyükçe bir tabağa döküp yıkadı., sonra eşinin önüne koydu.

> >>- Bunlar dünyanın en şanslı meyveleri, dedi.

> >>İnci hiç konuşmadı.

> >>- Sorsana "niye" diye.

> >>İnci kızgın kızgın:

> >>- Niye? Diye sordu.

> >>- Çünkü dünyanın en güzel ve en tatlı kadının midesine gidecek, dedi  gayet ciddi bir ses tonuyla. İnci şaşırmıştı. Bir anda yüzünün ifadesi yumuşamıştı.

> >>- Bunlar senin sevdiğin meyveler, senin için aldım.

> >>- Hayret bir şey! Her zaman kendi sevdiğin meyveleri alırdın. Benim hangi meyveleri sevdiğimi iyi hatırlamışsın. Aslında bu beklediğim istediğim  bir şeydi. "bak senin sevdiğin meyveleri aldım"


> >>Ama şimdi kıymeti yok. Çünkü sana çok kırgınım, meyve alarak gönlümü alamazsın.

> >>- Özür dilerim seni kırdığım için.

> >>Sonra Bülent yere diz çöktü.

> >>- Cezam neyse razıyım. Ama bir tek şey istiyorum senden. Seni delice seven bu adamı senden mahrum etme.

> >>- Bülent yere çömelmiş, boynu bükük bir vaziyette çok komik görünüyordu.

> >>İnci kıkır kıkır gülmeye başladı.

> >>- Affetmek o kadar kolay değil. Bakalım hangi cezalara  katlanabileceksin, dedi.

> >>Bülent işte o zaman ona muzip muzip bakan eşinin içinde sakladığı küçük kızı gördü.


Bundan sonra her şey daha farklı olacak diye düşündü.

Yorum ( 5 ) :: Yorum yaz! :: Baglanti


20/9/2007 - Sahabenin Namaz Aşkı

Kategori: Islam

Ashab-ı Kiram'ın (Sahabelerin) Namazı
Osman ERSAN Fudayl bin İyâz -radıyallahü anh- şöyle anlatır:

"Ashab-ı Kiram (Allah onlardan razı olsun), sabaha girdikler zaman saçları dağınık, renkleri sararmış bir şekilde bulunurlardı. Geceyi secde edici, rükû edici olarak geçirirlerdi. Bazen uzun müddet kıyamda kalırlar, bazen de uzun müddet secdeye kapanırlardı. Aziz ve Celil olan Allah'ı andıkları zaman, rüzgarlı bir günde ağaç sallanır gibi sallanırlar; gözlerinden, elbiselerini ıslatıncaya ve yerde abdest suyu ölçüsünde eser bırakıncaya kadar yaş boşanırdı. Sabah olunca yüzlerine yağ sürerler, gözlerine sürme çekerler; halk içinde sanki geceyi hep uykuyla geçirmiş gibi çıkarlardı.
Sahabe-i Kiram, namaza durdukları zaman kendilerini Allah korkusu ve azameti kaplardı. Hazret-i Hasan -radıyallahü anh-, abdest alırken rengi değişirdi. Biri:
"- Niye böyle oluyorsun?" diye sorunca Hazret-i Hasan -radıyallahü anh-:
" Azametli, mutlak kudret sahibi, her istediğini derhal yapan bir sultanın huzuruna dikilme zamanı gelmiştir.
*
Hz. Ali (r.a)'nin savaşta vücuduna saplanan okun namaz kılarken çıkarılması olayı meşhurdur. Nitekim bir keresinde baldırına bir ok saplanmıştı. Çıkarmak için uğraşılmış da çıkarılamamıştı, çok acı veri veriyordu. Hz. Ali'inin namaza durmasına ve okun bu ara da çıkarılmasına karar verildi. Nafile Namaz kılmaya başlayan Hz.Ali secdeye kapanınca, oku kuvvetle çektiler ve çıkardılar. Namazı bitirince etrafına bakınarak "oku çıkardınız mı?" diye soran Hz. Ali'ye Oradakiler çoktan çıkardık dediler.
Hazret-i Ebû Bekir -radıyallahü anh- namazını hûşu ve kalp huzuru ile kılardı. Öyle ki namazda duruşları esnasında adeta bir cansız direk gibiydi.
Mücahit -radıyallahü anh-, Hazret-i Ebû Bekir ve Abdullah bin Zübeyr -radıyallahü anhüma-'nın namaz kılışlarını şöyle anlatıyor:
"Onlar namaz kılarken, sanki bir direk gibi hareketsiz dururlardı."
Misver b. Mahreme diyor ki:
Ömer bin Hattab hançerlendikten sonra yanına geldim. Oradakilere:
"-Durumu nasıl?" dedim.
"-Gördüğün gibi." diye cevap verdiler.
"Namazı hatırlatarak onu uyandırın namazdan daha önemli dahi olsa, başka bir şeyi hatırlatarak onu uyandıramazsınız."dedim.
"-Ey müminlerin emiri! Namaz vakti geldi."dediler.
"-Ha! Peki kalkayım."dedi.
İslam'da namazı terk edenin durumunu düşündü. Yarasından kan aka aka namazını kıldı. (Teberani, Hayatü's sahabe)
*
Hz Osman -radıyallahü anh-, bir suikast sonucu hançerle yaralandıktan sonra , sürekli kan kaybetmeye başladı. Ve komaya girdi. Bu durumda dahi namaz vakti geldiği söylenince kendine gelmiş namazını kılmış ve şöyle demişti:
"-Namazı terk edenin İslam'da yeri yoktur."
Hz Osman -radıyallahü anh- bütün geceyi uyanık geçirir ve bir rekatta tüm Ku'an'ı kerimi hatmettiği olurdu. Hz. Ali -radıyallahü anh-'ın namaz vakti gelince, vücudu titremeye başlar ve yüzü sararırdı. Sebebini soranlara şöyle derdi:
"Yerle göğün kaldıramadığı, dağların taşımaktan aciz kaldığı bir emaneti eda etme zamanı gelmiştir. Onu kusursuz olarak yapabilecek miyim, yapamayacak mıyım bilemiyorum.
Sâbit -radıyallahü anh- diyor ki:
"Zübeyr oğlu Abdullah namaz kılarken, sanki ayakta dikili bir ağaç gibi dururdu. Kendini namaza öyle verirdi."
Başka bir Zât şöyle diyor:
İbn-i Zübeyr secdeyi öyle uzun ve hareketsiz yapardı ki, kuşlar gelir, omzuna konardı. Bazen de öyle rükû ederdi ki, bütün gece rükû ile geçerdi. Bazen de secdeyi uzatır, butün geceyi secde ile geçirirdi.
İbn-i Zübeyr Hazretleri, yapılan bir saldırıda evde namaz kılıyordu. Atılan şey mescidin kapısına çarptı. Duvardan sıçrayan bir parça da İbn-i Zübeyr -radıyallahü anh- 'ın boğazı ile sakalı arasına çarptı. Buna rağmen o, ne namazını bozdu, ne rükû ve secdesini kısalttı. Bir keresinde namaz kılarken, Haşim isimli oğlu yanında yatıyordu. Tavandan bir yılan atıldı, oğluna sarıldı. Çocuk feryat etmeye başladı. Ev halkı yetiştiler bir gürültü koptu, yılanı öldürdüler. İbn-i Zübeyr namazını sükunetle kılmaya devam etti. Selam verdikten sonra :
"-Gürültüye benzer bir şey işittim, neydi o?" buyurdu. Hanımı:
"-Allah sana acısın! Çocuğun ölüyordu. Senin haberin olmadı mı?" dedi.
Buna karşılık İbn-i Zübeyr Hazretleri şöyle cevap verdi: "-Allah hayrını versin! Eğer namazda başka bir şeyle ilgilenseydim, namaz nerede kalırdı?"
*
Bir sabah erkenden O büyük îmânlı Sahâbînin zincirlerini çözüp, zindandan çıkardılar. Mekke dışında Ten'im denilen yere götürdüler. Çünkü bütün mel'anetlerini, orada yapmayı âdet edinmişlerdi.
Bu iki Allah ve Resûlullah dostu ise, heyecanlı değildiler. Yolda karşılaşıp görüşen bu iki Sahâbî kucaklaşarak birbirlerine uğradıkları belâya sabretmelerini tavsiye ettiler.
Az sonra bir müşrik bağırdı:
- Ey Hubeyb! Sen bizim babamızı, Hâris bin Âmir'i öldürdün. Bugün onun intikamını senden alacağız. Ölmeden önce bir isteğin var mı?
Hubeyb bin Adiy gâyet sâkin, şunları söyledi:
- Yaşatan ve öldüren ve öldükten sonra gene diriltecek olan, yalnız Cenâb-ı Allahtır.. O'na binlerce hamd olsun.
Darağacında namaz
Müşrikler hayretle tekrar sordular:
- Ölmeden önce son bir arzun yok mudur?
- Beni bırakınız iki rekât namaz kılayım...
- Kıl orada.
Elleri ve ayakları çözülen Hz. Hubeyb, hemen namaza durup, büyük bir sükûnet içinde huşû' ile iki rekât namaz kıldı. Cenâbı Hakka son duâlarını yaptı.
Toplanan müşrikler, kadınlar, çocuklar heyecanla onu seyrediyorlardı. Namazını bitirdikten sonra
- Vallahi eğer ölümden korkarak namazı uzattığımı zannetmeyecek olsaydınız, namazı uzatırdım ve daha çok kılardım, dedi.
Böylece idam edilirken iki rekât namazı ilk kılan, âdet ve sünnet olmasına sebep olan Hubeyb bin Adiy'dir. Peygamber efendimiz, onun idam edilirken iki rekât namaz kıldığını işitince bu hareketini yerinde ve uygun bulmuştur.
Kaynak: Osman ERSAN, Gözümün Nûru Namaz, Erkam Yayınları

Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Baglanti


15/9/2007 - tavan arasında'n...

Kategori: Hikayeler

küçükken,

 annemin bir gün beni de tavan arasına atacağını düşünür;

 buruk bir sevinç duyardım yüreğimde…


tavan arası, değerli bilip de atmaya kıyamadığımız eşyaların hıfzedildiği yerdi; öyle ki oradakilerin tozlanması dahi değerini azaltmazdı. zamanın eskitemediği her şey değer kazanırdı orada, haberler getirirdi benden öncekilerden,  ötelere erenlerden 

            acaba bu karanlık tavan arasında kalsaydım; bana değer verildiğini mi düşünürdüm, yoksa tozlarımla yaşamaya mahkum edildiğimi düşünüp terk edilmişlik korkusuna mı kapılırdım?  her şeyden önce benim oraya koyulma sebebim önemli olmalıydı belki de; “değerli bilinmek!” devam eden süreçte unutulmak da ya daha değerli şeylere kavuşulmasından, ya da yaşanılan bir vefa imtihanındandır…

            vefa, tozlar arasında kalanı hatırlayıp onunla güzeli yad etmektir; belki de onu yürekte hatırlayıp niyaza eklemektir…

           
            tavan aralarımız, bazen evimizin çatısıdır, bazen de toprağın altı..

            mutlaka bir gün hatırlanır değer verilenler.

            değer verdiğimiz eşyaları, tavan arasına koyarken  insanın aklına bir soru geliveriyor:

”acaba ben de birilerinin tavan arasında mıyım?”
           
            beklemek benim imtihanım  ise; vefa birilerinin mi?

            ya da tavan aramdakilere vefalı mıyım?

            …………..

Alinti: www.minare.net

Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Baglanti


12/9/2007 - Ramazan ayı | 30 hatırlatma

Kategori: Islam

* 1’inci hatırlatma:
Ramazan’ın şu ilk günlerinde tartılınız, sonra Şevval başında bir daha tartılınız. Açlık ve riyaset ayı olan Ramazan’da kilo aldıysanız, şişmanlayıp semirdiyseniz vah size, yazık size, efsûs size. Zayıflayanlara ne mutlu:

* 2’nci hatırlatma:
Oruçla yalanı bir araya getirmeyiniz. Oruç sadece aç durmak değildir. Bütün kötülüklerden uzaklaşmak için elimizden gelen olanca gayreti göstermemiz gerekir. Oruçlu iken gıybet yapan kişi, ölü kardeşinin etini yemişçesine günah işlemiş olur.

* 3’üncü hatırlatma:
Haram para kazanan, halkın paralarını gayr-i meşru şekilde iktisab eden (ele geçiren, toplayan) zalimlerin iftar ziyafetlerine gitmeyiniz, orucunuzu haramla bozmuş olursunuz.

* 4’üncü hatırlatma:
Orucu Allah için tutuyoruz. Ramazan’ı bahane ederek işlerimizi aksatmayalım. İşverenler haklarını helal etmezlerse borçlu kalırız, hak yemiş oluruz.

* 5’inci hatırlatma:
Ziyafet sofralarımıza en az bir fakir çağıralım, onun da iyi yemek ve tatlılardan nasiplenmesini sağlayalım. Hep zenginlerin, ensesi ve göbeği kalınların çağrıldığı, bir tek fakirin bile dâvet edilmediği bir ziyafet sofrası ne kötü sofradır.

* 6’ncı hatırlatma:
Mübarek ve kutsal Ramazan ayında İslâm dininin yasaklamış olduğu çalgılı şarkılı eğlencelere gitmeyelim, hele açık saçık kadınların teganni ettiği fısk meclislerden bucak bucak kaçalım.

* 7’nci hatırlatma:
Ramazan’da sağlığımızı korumak için, yeterince doymak ve beslenmek şartıyla genellikle yavan ve mütevâzı yemekler yiyelim. Lüksten, israftan, gösterişten, saçıp savurmaktan uzak duralım. Bu yolla artırdığımız parayı fakirlere verelim.

* 8’inci hatırlatma:
Zekatlarımızı verelim. Zekattan başka bol bol hayır hasenat da yapalım. Zekatları alenen verebiliriz. Onun dışındaki hayır ve sadakalarımızı, sağ elin verdiğini sol el görmeyecek şekilde verelim, fakir ve muhtaçları ezmeyelim, üzmeyelim, aşağılamayalım.

* 9’uncu hatırlatma:
Beş vakit namazı muntazaman (düzenli bir şekilde) kılalım, bayramdan sonra da aksatmayalım.

* 10’uncu hatırlatma:
Günde en az beş-on dakika Türkiye’deki ve İslâm dünyasındaki Müslüman kardeşlerimizin hal-i perişanına üzülelim, ağlayalım, geliyorsa gözümüzden yaş akıtalım. Çünkü Müslümanlar gerçekten perişan durumdadır.

* 11’inci hatırlatma:
Muhtaç ve aç hayvanlara Ramazan’da özellikle merhamet ve şefkat gösterelim. Bir karıncayı bile ezmeyelim. Unutmayalım ki, karıncanın bir Sahibi vardır, hesap sorar, ceza verir.

* 12’nci hatırlatma:
Ramazan sabır ve tahammül ayıdır. Bu ayda öfkelenmeyelim, kimsenin kalbini kırmayalım. Haklı da olsak, bazı haklarımızdan vaz geçelim, fitne ve fesat çıkmasını önleyelim.

* 13’üncü hatırlatma:
Haram kazançlardan ateşten kaçar gibi kaçalım. İhalelere fesat karıştıran, devlet ve belediye bütçelerini hortumlayan, “Şirketlerin” kasalarını babalarının malı gibi kullanan, saçı bitmedik yetimlerin haklarını yiyen alçaklardan uzak duralım. Onların yemeklerini yemeyelim, çaylarını içmeyelim.

* 14’üncü hatırlatma:
Hazret-i Muhammed’in peygamberliğini ve ilahî mesajını kabul etmeyen, insanlığın kurtarıcısı o yüce zata yalancı diyen, Kur’ân-ı Kerim’e düzmece kitap diyen, İslâm’a bâtıl din diyen kâfir ve zâlimleri ehl-i necat ve ehl-i cennet olarak gösteren sapıklara müsamaha etmeyelim (hoşgörü göstermeyelim), onlarla işbirliği yapmayalım, hele onları doğrudan doğruya ve dolaylı olarak asla desteklemeyelim, yardımcı olmayalım. Çünkü zulme ve bâtıla yardım haramdır.

* 15’inci hatırlatma:
Camilere gelen zâlim dünya büyüklerini alkışlamayalım. Camiler şamata, soytarılık, gösteriş alanı değildir. Allah için ihlâsla geliyorlarsa alkış istemezler. Kalplerinde nifak olduğu halde gösteriş için geliyorlarsa alkışlar onların azabını artırır.

 

* 16’ncı hatırlatma:

Cami görevlilerine: Ezan okundu mu, vaazı, konuşmayı, Kur’ân okumayı bırakalım ve ibadete başlayalım. Hele cuma namazlarında, ibadeti beş-on dakika geciktirmeyelim. Günahtır, cemaate zulümdür. Çok güzel ve tesirli vaaz ediyorsan sana her zaman cemaat bulunur.

* 17’nci hatırlatma:
Tesettürlü İslâm kadınları ve kızları yüce dinimizin hoşgörmediği, yasak kıldığı mekânlara gidip salına salına gezip tozmasınlar. İslâm kadınının haysiyet ve ismetini korusunlar.

* 18’inci hatırlatma:
Sadaka vermeden seyahate çıkmayalım. Verecek birini hemen bulamazsak, evimizdeki veya işyerimizdeki sadaka kutusuna veya zarfına koyalım ve ilk fırsatta hakeden birine verelim. (Sadaka profesyonel dilenciye atılan üç-beş kuruş değildir. Allah rızası için yardımdır.)

* 19’uncu hatırlatma:
Yüce İslâm dininde zaruret olmadıkça açık yerlerde herkese göstererek yemek içmek yoktur. Bilhassa Ramazan çarşılarında ve etkinliklerinde ayakta, yürüyerek, herkesin içinde sucuk ekmek, kokoreç, börek, lahmacun yemek terbiyeli ve görgülü Müslümana yakışmaz. (Bu konuda daha fazla bilgi almak isteyenler ehl-i sünnet âlimlerine sorsunlar. Reformculara sormasınlar, çünkü onlar her şeyin fetva ve ruhsatını kolayca verirler.)

* 20’nci hatırlatma:
Oruçlu, mümkün olduğu kadar ben demesin, biz desin.

* 21’inci hatırlatma:
İslâm’da söz orucu (yani hiç konuşmamak) diye bir şey yoktur. Ancak dinimiz bizi lisan âfetleri konusunda uyarmıştır. Bilhassa Ramazan’da çok konuşmayalım. Konuşursak zarurî, faydalı, hikmetli, iyi şeyler konuşalım. Doğrudan doğruya veya dolaylı olarak günah olan konuşmalardan kaçınalım.

* 22’nci hatırlatma:
Âhir zamanda bulunduğumuzu bir an bile hatırımızdan çıkartmayalım. Küçük Alâmetlerin hepsi, Büyük Alâmetlerin bir kısmı zuhur etmiştir. Dünya fitne, fesat, zulüm, savaş yangınları içindedir. İslâm dünyasına karşı bir savaş başlatılmıştır. Korkunç fırtına ve kasırgalar, dehşetli zelzeleler, azgın seller, önüne geleni silip süpüren korkunç deniz dalgaları dünyanın çeşitli yerlerinde büyük felaket ve facialara yol açmaktadır. İstanbul büyük bir zelzele beklemektedir. Önümüzdeki karanlık günler için azık hazırlayalım. Belâ ve felâketleri sadaka ile, dua ile önlemeye çalışalım. İsyandan itaate, fısk u fücurdan salâha, bid’atten sünnete, cimrilikten cömertliğe, câhillikten ilme, nifaktan ihlasa, şerden hayra hicret edelim. Gaflet içinde aldatıcı keyifler sürmeyelim. Bu dünyayı kendimize yalancı bir cennet haline getirmek sapıklığına kapılmayalım. Dünya mihnet, çile, imtihan, deneme yeridir.

* 23’üncü hatırlatma:
Bize en fazla zıt giden, fikir ve görüşleri en fazla ters olan Müslüman kardeşimize bile düşmanlık etmeyelim. Onu da bizden bilelim. Ölse, cenazesiyle ilgili hizmetleri yapmayacak mıyız, namazını kılmayacak mıyız? Ölmeden önce de onunla iman kardeşliği bağlarını kopartmayalım.

* 24’üncü hatırlatma:
Kur’ân’a sarılalım, biliyorsak Kur’ân okuyalım, bilmiyorsak Kur’ân tilaveti dinleyelim. (Okumak sünnet, dinlemek farzdır). Ehliyetimiz yoksa, kendi kafamıza, re’yimize ve hevâmıza göre Kur’ân tefsiri yaparak yüce Kitaba ihanet ve saygısızlık etmeyelim. Kur’ân’ın mânasını ve ondan çıkartılan hüküm ve yorumları ehl-i sünnet müfessirlerinden öğrenelim.

* 25’inci hatırlatma:
Ölmüş büyüklerimiz için (anne baba, dede nine, akraba, hısım, ecdat...) hayır hasenat yapalım, yemek yedirelim ve sevabını onlara bağışlayalım. Bayram’da kabirlerini ziyaret edelim, Yâsin okuyalım, Fatiha okuyalım, ecrini onlara hediye edelim.

* 26’ncı hatırlatma:
Şehrimizdeki ve başka yerlerdeki velilerin, âmil alimlerin, sâlih kişilerin kabir ve türbelerini ziyaret edelim. Onları hatırlamak, onları sevmek, onları ziyaret etmek imanımızı güçlendirir, dindarlığımızı kavi kılar. Bu ziyaretlerde dine aykırı işler yapmayalım.

* 27’nci hatırlatma:
Günde en az bir kere içimizden kendi nefsimize “Öleceksin, Allah’a döneceksin, yaptıklarından hesap vereceksin, hazırlan, hazırlan, sakın vakit geçirme...” diye nasihat edelim.

* 28’inci hatırlatma:
Nefsimizi kötüleyelim. Süleyman Daranî hazretleri (Allah yüce sırrını takdis etsin!) gibi yapalım. Ne demiş? “Bütün dünya halkı beni kötülemekte bir araya gelseler, benim kendimi kötülediğim kadar kötüleyemezler...” Nefs-i emmâremizin en büyük düşmanımız olduğunu bilelim. Kibir, gurur, benlik, büyüklenmek âfetlerinden kaçalım.

* 29’uncu hatırlatma:
“İki günü birbirine eşit olan ziyandadır” hadîs-i şerifini bir an bile hatırımızdan çıkartmayalım. Her günümüzün bir önceki günden daha hayırlı, daha faydalı, daha hikmetli, daha ibadetli, Peygamberimizin sünnetine daha uygun, ilahî rızaya daha yakın meymenetli bir gün olması için gayret ve cehd sarfedelim.

* 30’uncu hatırlatma:
İhtiyaçlarımızı lüzumsuz yere çoğaltmayalım. İhtiyacını çoğaltan ıstırabını çoğaltmış olur. Kanaatli yaşayalım, orta halli olalım, lükse heves etmeyelim. Dünyaya kazık çakmaya kalkışmayalım. İnsan bu dünyada garib bir yolcu gibidir. Ne mutlu gurebaya...

 

 

Alinti: http://minare.net/forum/onemli-gunler-ve-geceler/ramazan-ayi-30-hatirlatma-t3851.0.html

 

 

hosgeldin ey sehr-i ramazan

Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Baglanti


17/6/2007 - Kefenin Cebi

Halk arasında oldukça yaygın ve o kadar da anlamlı bir söz vardır “Kefenin Cebi Yok”.
Evet, çoğumuz bunu bilir ve tekrar ederiz. Peki, kaçımız bunun farkında olarak yaşarız. Yani şöyle bir düşünelim geçici dünya hayatında öleceğini bilmesine rağmen hiç ölmeyecekmiş gibi hayat süren insan, kefenin cebi olmadığını bilmesine rağmen sanki beraberinde uçak dolusu bavul götürecekmiş gibi hırslanmakta doyumsuzca bencillik ve cimriliklere kapılmaktadır. Bir uçakta yolculuk ettiğimizi ve pilot tarafından uçağın her an yere çakılma riskinin olduğunu bu yüzden ağırlık adına ne varsa uçaktan atılması gerektiği anonsunu duyduğumuzu varsayalım. Herhalde işin ciddiyetini kavrayan ve malına en azından kendi hayatından daha fazla kıymet vermeyen herkesin bavullarının toptan aşağıya atılmasına bavullarını bırakın hayatının kurtulması uğruna sahip olduğu tüm malın ve mülkün ihtiyaç sahiplerine dağıtılmasına razı geleceği kaçınılmaz bir gerçekliktir. Peki, sizce yaşantımızın bu manzaradan ne farkı var. Yani acaba oturduğumuz yerde havada uçarkenkinden daha mı az ölüm ile karşı karşıyayız.

Evet, genelde bu şekilde bir izlenim olması doğaldır. Ancak yiyip içerken bir anda boğulup nefessiz kalmayacağımızın ya da küçük bir damar tıkanıklığı olayında kalbimizin yetersiz kalmayacağının garantisi nedir. Yani herkesin nefes alabiliyor olması nefes alma olayındaki mükemmelliği ve hassasiyeti azaltacak bir durum mudur? Bir an nefessiz kaldığımızı düşünelim sizce bu durundan kurtulup yine eskisi gibi rahat nefes alıp verebilmek için sahip olduğumuz bavulları aşağıya atmaz mıydık? Sadece uçakta yolculuk sırasında meydana gelen yere çakılma korkusunda ya da denizin üstünde azgın dalgalarla baş başa kaldığımız zaman mı Allah’ı ve şu dünya hayatının geçiciliğini hatırlayacağız.

Pek çoğumuz sayısız cenaze törenine katılmışızdır. Musalla taşını üzerinde duran merhum ya da merhumenin beraberinde kefenden başka bir şey bulunduğunu göreniniz oldu mu? Ölüm anından itibaren ölen kişinin dünya hayatında ardında bıraktığı makam, mevkii, şan ve şöhretinin kendisine herhangi bir faydası var mı? Ya evlerin, arabaların, eşin dostun akrabanın, banka hesapları, altın stokları ya da borsadaki hisse senetlerinin? Evet, bunların ve daha fazlasının da hiçbir değeri yoktur. İnsanın dünya hayatında yaşarken yaptığı kulluk vazifeleri, hayırlar ve ihlâslı davranışlar dışında beraberinde götürdüğü kendisine yarar sağlayacak bir güvencesi yoktur. Doğumunda geldiği gibi gider bu dünya hayatından. Peki, öldükten sonra tekrardan diriltilip, dünya hayatında sahip olduğu nimet ve imkânlardan ihtiyaç sahiplerini nasiplendirmediğinden dolayı hesaba çekilen biri o utanç, korku ve pişmanlıktan dolayı geri dönüp de tüm malını mülkünü hayırlı şeyler uğruna sarf etmeyi arzulamaz mı? Düşünmek lazım -alacağımız bir sonraki nefesimiz garanti olmasa da- henüz zaman varken. İmanımızı kaybetmeden imanımızın, sağlığımızı kaybetmeden sağlığımızın ve ömrümüzü kaybetmeden bize emanet olarak verilen ömrümüzün kıymetini bilelim. Nasıl olsa ileride yaparım gafletine kapılmadan, yaşantımıza ve kendimize çeki düzen vermeye artık kaçınılmaz gerçekleri fark etmeye çabalayalım.

Tabi zamanımız varsa.

Yorum ( 9 ) :: Yorum yaz! :: Baglanti


9/6/2007 - İyi Ki Varsın diyebilmek

Ne güzeldir birine ' İyi ki Varsın' Diyebilmek..
Bu ' biri' hayatınızdaki o boşlukta iyilerin derinliğini bırakmıştır.
Bıraktığı derinlik de, devamında iyi damlalarını ardından getirmek de gecikmeyecek ve 'İyikiler' denizini oluşturacaktır.
Bu deniz berraktır.
Ayaklara batacak çakıldan ıraktır.
Ne kadar derine giderseniz gidin denizin dibi aynı mavilikte olacaktır.
Bu deniz suskundur.
Sizi fırtınalarında savurmaz.
Başka denizlerdeki fırtınaların önceden habercisidir.
Onu izlerken dalıp gidersiniz hayallere, ama şu anki gerçeklerle..
Bu deniz Filizdir.
Yeşilinin taze kokusu,yeni doğuşların müjdesidir.
Emekle beslenir,meyveleri çeşit çeşit renk renkdir.
Bu deniz paylaşımdır.
Lokman ağzındayken, kursağı boş olanları düşünmektir.
'Ne fark eder ki' deyip geçmemektir.
Binlerce deniz yıldızı sahile vurduğunda,'hangi birini okyanusa geri göndereceğiz' dememektir.
Bir tanesi için bile çok şey fark ettiğini bilmektir..
Bu deniz ' Sevgi' dir..
Her harfinin hakkını vererek söylemek,değerini bilerek yaşamaktır.
Sözde değil Özde Sevmektir...
Bu gün kaç kişiye ' İyi ki Varsın ' dediniz.. !!!

Yorum ( 4 ) :: Yorum yaz! :: Baglanti


15/5/2007 - Yaşayınca Anladım...

Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım.
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
Kendi yolumu çizdiğimde anladım..
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil..
Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..
Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..
Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
Neden hiç ağlamadığını anladım..
Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..
Bir insanı herhangi biri kırabilir,ama bir tek en çok sevdiği, acıtabilirmiş,
Çok acıttığında anladım..
Fakat,hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
Yüreğini elime koyduğunda anladım..
''Sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak,
Sana ''git'' dediğimde anladım..
Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek,
Git dediklerinde gittiğimde anladım..
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..
Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman
olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım..
Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş,
Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..
Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
Beni af etmeni ölürcesine istediğimde anladım..

Sevgi emekmiş,
Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...

Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Baglanti


15/5/2007 - Aşk nedir...

Aşk O'dur kardeşler...Sevgi O'dur...Muhabbet O'dur...
Kurbanı olmakdır O'nun...İsmail as gibi...
Cerciyis as gibi ortadan ikiye biçildiği halde sevdiğim sensin diyebilmektir....demir taraklarla tarandığı halde Rabbim O'dur diyebilmektir...
Sümeyye olmakdır aşk...Yasir gibi can vermektir...
Musab gibi ipek elbiseleri terkedip, altıntakıları atıp "geldim Ya Resulullah! Bağrına bas beni...Sen bana yetersin..Ne ana ne baba ne yar diyebilmekdir...Ve şehid düşmektir sonra...
sağ Kolu kesildiğinde Resulullah'ın sağ kolu kurtuldu...Sol kolu kesildiğinde sol kolu kurtulkdu diyebilmektir..
Al diyebilmekdir al bi başım kaldı onu da al o da feda olsun diyebilmekdir.
Aşk Ebu Katade olabilmektir...Başını uzatabilmekdir Allah Resulüne gelen oklara....
Ebu Dücane olabilmekdir...Efendisine ok yağmuru geldiğini görünce canlı kalkan olmak için sarılmaktır...
Muhabbet İbrahim Edhem gibi tacı tahtı, kuş tüyü yastığı bırakıp seni istiyorum sevgili diyebilmektir...

Diyeceksiniz ki: eee bu tanımlara göre aşk nerde biz nerde....Demek ki biz seviyoruz derken sadece dil ile diyebiliyormuşuz...Şu sol göğsümüzle diyemiyormuşuz maalesef..
Ahh ahha nefsim ahh nefsimiz ne zaman ben ben deyip durmayı bırakacaksın..Artık O de ben deme yeter artık..O de O,O,O...

Ben O'nu istiyorum de ben yokum O var de...O de Allah de...ister dilini damağına yapıştır da de, ister her nefesini kalbine vururken, hu hu derken de..
Ama kalbinle de, aklınla de, fikrinle de, yüreğinle de ve YAŞAM TARZINLA de...
Yoksa bil ki ey nefsim sen Yalancısın..O'nu seviyorum derken yalancısın..O'na aşığım derken yalancısın...Hayır demek ki sen O'ndan başkaları istiyorsun ey nefsim...

Yeter artık nefsim ömrünün belki sonuna geldin, belki az sonra biteceksin hala O diyemiyorsun..Yazıklar olsun sana...

Yetmez mi kardeşler..Nefsimin nefislerimizin bu nazı yetmez mi...Nerde O...Ne zaman benleri bizleri başkalarını bırakıp yalnız O diyebilecez...

Haydi hep beraber söz verelim Sultanımıza , Mevlamıza artık Seni anacaz diyelim..Seni anacaz her şeyimizle..Sensin bizim maksudumuz, Sensin bizim mabudumuz....Sensin bizim aşkımız..Masivayı bıraktık artık...

Haydi kardeşler kapatın gözlerinizi kısacık bir tefekkür bir ölüm rabıtası yapalım:

Öldük...Suyumuz kaynadı..Yıkandık, kefenlendik..Yakasız gömleği giydik kardeşler...Bir ucundan kardeşimiz tuttu öbür ucundan oğlumuz..Attılar bizi...Ve toprak atıyorlar üstümüze..Eyvah ne de geç anladık herşeyi...
Bir kürek iki kürek üç kürek..Derken kapkara bir çukurdayız artık....Bütün sevenler akrabalar arkadaşlar gitti, terkettiler bizi herkes kendi derdine bakmaya başladı artık..Ey nefsim işte yalnızsın yapayalnız demek ki hakiki dost O'ymuş..Ne de geç anladık..Eyvah birazdan Münker Nekir gelecek birazdan hesap sorulacak..Eyvah kılmadığım namazlar...Ettiğim haramlar..Eyvah ne yapacam şlimdi..Kimse de yok ki yanımda yardım etsin..Ne anam var ne babam.. ne de kardeşim..Allah'ım ne yapacağım şimdi...Korkuyorum az kaldı ha geldi ha gelecekler...Tüh keşke bunu hayattayken düşünebilseydim..
Yapayalnızım Allah'ım yapayalnızım....
Anladım ki Sen varsın tek dost, tek sevgili...
GEç de olsa anladım tek tesellim Sensin..Kurtar beni Rabbim..

Tek aşkım sensin..Sen...Sen...Sen..

Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Baglanti


27/4/2007 - Dost musun ?öyleyse canın canımdır..

DOST MUSUN?...

Dost musun?
Öyleyse canın canımdır...
Aynan olmalıyım...
Yüzüne söyleyebilmeliyim her şeyi...
Hem sakınmadan, mertçe...
Hani bilirsin, esirgemem lâfımı,
Ne şekil gelirse, öylece...
Hazırım tüm içtenliğimle konuşmaya, ama,
Seni de dupduru isterim karşımda...
Dostsan,
Gözlerimin içine baka baka yaka silk benden!
Arkamdan şikayetlenme!
Yiğit ol! Gerekirse yiğitçe azarla, çekinme!
Lâf değil, icraat beklerim senden!
Öyle bak ki, hislerini görebileyim...
Öyle hisset ki, güvenle bakabileyim...
Sevmem, ölenin ardından ağıt yakmayı!
Dil dönerken söylenmeli her şey...
Kulak duyarken anlatılmalı...
Göz bakarken bakmalıyım sana...
Can sağ iken sarılmalı...
Keşkelere meydan vermemeli hayatım,
Pişmanlıklarla yoğrulmamalı....
Hayır!
Dirime selâm vermeyen,
Ölüme de fazla yaklaşmasın!
Dostsan, ölmemi bekleme!
Haklıysam, yaşarken savun beni!
Yaşarken yanımda ol!
İnanmışsan bana, kimse çevirmesin seni yolundan!
Ve inanmamışsan, sakın rol yapma!
Her söylediğimi onaylaman şart değil...
Her yaptığımı beğenmen de gerekmez...
Dostsan, rahatça eleştir, fikrini rahatça söyle, sıkılma!
Yadırgayabilirsin beni,
Ve ben de seni tuhaf bulursam şaşırma...
Kandırmanı aslâ kabul edemem!
Her dediğini, her yaptığını hoş görürüm, ama,
Beni, bana sormadan yargılama!
Her yediğimiz aynı olmaz belki,
Her dakikamız birlikte geçmez...
Her güldüğünde gülmeyi garanti edemesem de,
Ağladığında seninle birlikte oturup ağlarım...
Belki her çağırdığında gelemem fakat,
Derdine ortak ararsan, koşarım...
Ben de herkes gibi insanım elbet,
Ne göklere çıkar beni, ne de yerin dibine sok!
Senin işin bu değil!
Benim zaten bir yerim var herkes gibi yer ile gök arasında...
Dostsan,
Küçümsemeden, küfretmeden,
Sevgiyle, saygıyla ve huzurla gel sokağıma...
Dinlenmek istediğinde, hiç düşünme, sana özel bir limanım,
ama...
Yorulduğum zamanlarda,
Dilediğimce sığınabilmeliyim koylarına...
Seni bir çocuk kadar saf sevebilirim
Ve bir deli kadar art niyetsiz...
Uğruna seve seve hesabı şaşırırım...
Görmezden gelebilirim yanlışlarını...
Başkaları enayilik sayabilir,
Başkaları akılsızlığıma yorabilir,
Bunları dert bile etmem, ama,
Sen, aslında aptal olmadığımı,
Her an, tekrar tekrar hatırla!
Ve sakın beni aptal yerine koymaya kalkışma!
Seviyorsan, cimrilik etme, söyle!
Muhabbeti varken, yokmuş gibi yapanla,
Hiç sevmediği halde, yılışıp durana sinir olurum!
Neyse, o olmalı insan...
Kendisi olmaktan korkmamalı!
Kendisi olmaktan kaçmamalı!
Bil ki, sensin diye seni bırakmam, ama,
Ben olduğum için bırakırsan beni,
Yas da tutmam arkandan!
Bedel mi?
Ödemeyeceksen çıkma yola!
İçten pazarlık edersen, ancak kendine edersin...
Kendince küser barışır, kendi kendini yersin!
Dostsan, mevsimince yağ...
Kışsan kar ol, güzsen yağmur...
Soğuğuna, sıcağına, esip savurmana itiraz etmem,
Senden, ille de bahar olmanı beklemem, ama,
Dayanmalısın en şiddetli fırtınalarıma...
Belki de çok geldi bunca talep...
Bana karşı hiçbir mecburiyetin yok, korkma...
Sana fazla geldiğim ilk anda,
Arkana hiç bakmadan, dönüp gidebilirsin...
Geçip gidebilirsin, borçluluk hissetmeden...
Mutlaka bir açıklama da beklemem senden, ama,
Gitmeye davranırsam bir gün,
Sen de karşımda set olma!
Dost musun?
Öyleyse, canın canımdır,
Yoluna baş koymaya hazırım ya,
Başını da yollarımda isterim, unutma!

Yorum ( 8 ) :: Yorum yaz! :: Baglanti

Sayfa: 1 - Toplam: 9
| Sonraki Sayfa

 


www.minare.net

Gerçegi insanlarin ölçüleri ile degil; insanlari gerçegin ölçüsü ile tani...

Ziyaretci Defteri

Dua edelim buyrun

Online Users :

Ziyaretci Sayisi:

Hit Counter

Baglantilar:

Son Yazilarim:

BAYRAM
MUTLU EVLİLİĞİN SIRLARI
Sahabenin Namaz Aşkı
tavan arasında'n...
Ramazan ayı | 30 hatırlatma
Kefenin Cebi
İyi Ki Varsın diyebilmek
Yaşayınca Anladım...
Aşk nedir...
Dost musun ?öyleyse canın canımdır..
ZULMÜ ALKIŞLAYAMAM
SAKIN SANDIĞI BOŞ BIRAKMA
Daha Sevimlisi yok
ÖLÜM
İnsanlar Yağmura benzer
Sultan İbrahim Han
MÜFLİS KİMDİR?
ASIL SİZ TEVBE EDİN!
ALIŞ VERİŞTE İBÂDET
BİLDİKLERİ HALDE İNKÂR EDENLER
Imâm Ebû Yûsuf'un Hârûn Reşîd'e Nasihatı
Hakkin Sesi Olmaya Geldik
Kıyamet SURESİ
Şehirler Olmasa Anilarimiz Ölü Olurdu
Gece Geçilen Şehirler Işik Seli Gibidir

Son 5 Yorumlar:

,,,
selam
SelamünAleykum Din Kardeşlerim:)
Bayram Tebriği
merhaba
AŞK
selametle
s.a oriflame da kariyer yapmak için...
merhaba
-----

Filmler:

Zehranin Gözleri

Hz. Eyüp

Hz. Musa

Imam-ý Azam Ebu Hanife

Bize Nasýl kýydýnýz

Hz. Muhammedin Babasý

Sohbetler:

Ahmet Mahmut Ünlü

Radyo:

Lalegül FM

Bizim Radyo

Ibadet FM

Linkler:

ISLAMDA KARDESLIK
Cennet Cicegi
Lalegül FM
Itibar Haber
Hakyolu
Köklü Degisim

Firaset Net

Ayetler

Ibretli

Tevhidweb

Islam.de

Sevde

Islam Guide

Yesil Yol

Cennet Yolcusu

Sami Yusuf Forum

Gülay Pinarbasi

Hakikatweb

Genclere Özel

Islam yolculari

Ravda

Kaskir

Islamyurdu

Yeni Genclik

Harun Yahya

Misakonline

Islamisohbet

Menzil.net

Enfal

Yesrip

Gazeteler:

Samanyolu Haber

Milli Gazete

haber7com

Vakit Gazetesi

Yeni Asir Gazetesi

Günes

Sabah

Milliyet

Hürriyet

Yeni Safak

Türkiye